Mevcut iktidarın doğayı yalnızca bir rant, "şantiye" ve "maden sahası" olarak gören politikaları yüzünden, bugün bizim için bir kutlama değil, yaşam alanlarımızı savunma günüdür. Bir yanda kürsülerde anlatılan "Sıfır Atık" masalları ve vitrindeki COP31 ev sahipliği şovu, diğer yanda İliç'te, Şebinkarahisar'da, Bursa Yenişehir'de zehirlenen suyumuz, toprağımız, Akbelen'de direnen zeytinlerimiz, maden şirketlerine HES'lere, JES'lere kurban edilen ormanlarımız, dağlarımız, akarsularımız, ovalarımız, ranta ve betona kurban edilen kıyılarımız, kirliliğe terk edilen denizlerimiz…
İklim krizi, kuraklık, açlık kapımızdayken çevre koruma; süslü PR kampanyalarıyla değil, bilimi ve kamu yararını, halk sağlığını önceleyen somut adımlarla mümkündür. Havayı, suyu ve toprağı sermayenin kâr hırsına teslim eden bu talan düzenini bitireceğiz. Doğayı bir meta değil, halkın ve tüm canlıların yaşam kaynağı, atalarımızın emaneti olarak gören, sosyal adaleti ve geleceğimizi güvence altına alan bir Türkiye'yi hep birlikte kuracağız.